Mesnevi’den Hayvan Hikâyeleri

Mesnevi’den Hayvan Hikâyeleri

ÖNSÖZ

Kitapların da insanlar gibi bir kaderi var, desem şaşırır mısınız? Ben bu sözün doğruluğunu birçok kez gördüm.En son örneği de elinizde tuttuğunuz kitap. Nasıl mı? Anlatayım. 2013 yılı Mayıs ayında Van’da Mesnevi Sempozyumu vardı. O sempozyuma katılmama değerli arkadaşım Prof. Dr. Orhan Kemal Tavukçu farkında olmadan vesile olmuştu. Kendisiyle bir gün sohbet ederken Mesnevi’nin 3. beytinde geçen şerha ile inşirah Suresi arasında bir irtibat olup olmadığını sormasıyla başladı bu kitabın hikayesi. Ben bu sorunun cevabının peşine .düştüm ve sempozyumda sunmak üzere Van’a gittim. Bu hikayenin birinci kısmı.
Van’da Esin Çelebi Bayru Hanımefendi ile karşılaştım. Aralarda, yemeklerde, akşamları çay içerken sohbetlerinden feyzyab oldum. Sohbetin bir yerinde fakire hitaben çocuklarımızın La Fontaine masallarını bildiğini, Mesnevi’de geçen hayvan masallarını bilmediğini söyledikten sorira masallarda geçen hayvanlar aynı olmakla birlikte yüklenen anlamların farklı olduğunu da ekledi. “Mesnevi’de yer alan hayvan hikayelerini neden çocuklara göre uyarlamıyoruz?” diye sorunca bu işi kendime vazife edindim ve döner dönmez çalışmaya başladım.
Öteden beri çocuklara tasavvufu tanıtmak için bir şeyler yapmak arzusunda idim. Mesnevi’deki hikayeler bana bu fırsatı verdi. çalışmaya başladım. Ancak bir korkum vardı. Hep akademik çalışmalar yapmış biri olarak çocuklara yönelik bir kitabı hazırlayabilecek miydim? Bu korkuyu yenmeme de değerli meslektaşlarım Doç. Dr. Bekir ince ve Arş. Gör. Neslihan Yücelşen yardım ettiler. Yazdıklarımı onlara gönderdim, onlar da önerilerde bulundular. Bu süreç yaklaşık iki yıl sürdü. Kitap bitti, bu sefer yayınlaması gündeme geldi. Nasıl ve nerede yayınlayacaktık? Onun da bir zamanı- varmış. Daha önce birlikte birkaç çalışma yaptığımız Fatih M. Durmuş’a konuyu açtığımda konuya sıcak baktı ve resimlemeye başladı. Sonunda ortaya böyle bir çalışma çıktı.
Kitapların da bir kaderi var derken neyi kastettiğimi sanırım ifade edebilmişimdir. Bu kitabın ortaya çıkmasında katkısı olan başta Esin Çelebi Bayru olmak üzere Orhan Kemal Tavukçu, Bekir ince, Neslihan Yücelşen ve Fatih M. Durmuş’a teşekkür ederim.
Bu kitabı hazırlamaktaki amacım Mesnevi’de yer alan hayvan hikayelerinin sadece hikaye olmadığını, içinde bir hikmet barındırdığımı ç􀀔cuklarımızın erken yaşlarda farkına varmalarına yardımcı olmak. Temennim ve dileğim başta Ahmet Kerem ve Ömer Melih olmak üzere çocuklarımızın Mesnevi’yle küçük yaşlarda tanışmaları ve hayatlarının sonuna kadar ellerinden bırakmamaları. Bize düşen gayret etmek, tevfik Allah’tan.

İsmail GÜLEÇ

Haziran 2017, Serdivan

Kıbrıs’ın Manevi Atlası

Kıbrıs’ın Manevi Atlası

ÖNSÖZ

Kıbrıs’a ilk defa 31 Temmuz 2015’te gittim ve iki yıl kaldım. Bu iki yıl boyunca en doğusundan en batısına gitmediğim yer kalmadı desem abartmış sayılmam. Gezdikçe Kıbrıs’ı ve Kıbrıslıları daha yakından tanıyor, tanıdıkça da seviyordum. Türkiye’deki birçok insan gibi ben de Kıbrıs’ı meğer hiç tanımıyor ve bilmiyormuşum. Kıbns küçük bir ada olmasına, hatta adanın üçte biri olmasına rağmen bu iki yıl içinde ne tam manasıyla gezebildim ne de her tarafını biliyorum diyebilirim.
Kıbrıs deniz ve gazinodan ibaret değil elbette. Burada büyük bir tarih ve güzel bir coğrafya var. Roma, Bizans, İslam ve Osmanlı hep burada ve bir arada. Kıbrıs tarihi Akdeniz tarihinin bir özeti, Akdeniz tarihi de Dünya tarihinin tarihinin özeti.
Gezdikçe ve gördükçe etkilendiğim bu tarihi coğrafyayı Türkiye’den gelen arkadaşlarıma gezdiriyor ve öğrendiklerimi onlara anlatıyor, adeta rehberlik yapıyordum. Ôğrendiklerimi ve gördüklerimi de kişisel web sayfamda paylaşıyordum. Yazılar belli bir sayıya ulaşınca da türbe ve tekkelerle ilgili olanları bir araya getirip Kıbrıs’ın Manevi Mimarları adıyla 2016 yılında yayınladım.
Bu kitap beklediğimden fazla ilgi görünce bir boşluğu doldurduğunu f arkettim. Ancak eksikleri vardı. Kıbns’ın Manevi Mimarları’nı temel alıp birkaç türbe ve tekke daha ilave ettim. Rum tarafına geçemediğim için oradaki türbeleri yazamadım. Bir gezi rehberi olmasına dikkat ederek bilgilendirici bir üslupta yazdım. Yararlandığım kaynaklan metnin akışını bozmamak için dipnotta vermeyip kitabın sonunda topluca listeledim.
Türbe ve şehidaları bu sefer bulundukları şehirlere göre ayırdım. Baş tarafa Kıbrıs hakkında kısa bilgi verdikten sonra türbe ve yatır _iyaret adabı hakkında bir bölüm ilave ettim. En sonunda da kitap hazırlanırken yararlandığım kaynakların listesi var. Kıbrıs’taki görevim bitip Türkiye’ye dönünce kitabı hazırlama düşüncesini bir başka zamana bırakmıştım. Recep Günaydın’ın teşvikleri olmasaydı sanırım bu çalışmayı yeniden masanın üzerine çıkarmazdım. Kendisine teşekkür ederim.
Kıbrıs’ta türbe ve şehidaların mezarlarını ve sandukalarını yenileyen, bakımını yapan, ziyaret edilecek duruma getiren Kıbrıs Vakıflar İdaresi Genel Müdürlüğünü burada zikretmeliyim. Genel müdür Prof. Dr. İbrahim Benter ve onun şahsında tüm Vakıflar ldaresi çalışanlarına teşekkür ediyorum ve güzel çalışmalarının devamını diliyorum.
Fotoğrafları çeken Servet Yalçınkaya ve Onur Arifoğlu’na teşekkür
diyorum. KISBÜ’nün değerli rektörü Prof. Dr. Mustafa Tümer’e
itabı üniversite yayınları arasında yayınlama teklifimi kabul ettiği için teşekkür ediyorum.

Gayret ve çalışma bizden tevfik Allah’tandır.

İsmail GÜLEÇ

Serdivan

Kıbrıs’ın Fethi ve Hala Sultan

Kıbrıs’ın Fethi ve Hala Sultan

SUNUŞ

Hz. Peygamber’in süt teyzesi Hala Sultan’ın Kıbrıs ve Kıbrıslılar için ne kadar önemli olduğunu Kıbrıs’a gelen herkes hemen farkeder. Kıbrıs’a tarih boyunca gelen seyyahlar eserlerinde mutlaka Hala Sultan’ dan bahsetmiş­lerdir. Aynı şekilde Kıbrıs’ın tarihi ve kültürü üzerine yazılan eserlerde de mutlaka Hala Sultan’ dan bahseden bir bölüm yer alır. Oyle ki, Hala Sultan denilince akla Kıbrıs, Kıbrıs denilince de akla Hala Sultan gelir olmuştur.
Hala Sultan Hz. Osman devrinde yapılan Kıbrıs Seferinde İslam or­dusundaki yerini almış, Kıbrıs’ın fethi ve İslamlaşmasında çok önemli bir rol oynamıştır. O, İslam geleneği içerisinde ilk İslam fatihlerinin Kıbrıs’a bıraktıkları emanet olarak kabul edilmiştir. O Kıbrıs’ın manevi bekçisidir, Kıbrıs Türklerinin sığınacakları limandır, başvuracakları kapıdır. Dinlene­cekleri ve kendilerini bulacakları evleridir. O, Kıbrıs Türklerinin de hala­sıdır. Hala Sultan bu önemini hemen her devirde muhafaza etmiştir. Os­manlı döneminde sefere çıkan donanmanın Kıbrıs yakınlarına geldiğinde top atışı yapmak suretiyle Hala Sultan’a tazimde bulunmaları bunun en somut göstergesidir.
Kıbrıs Türkü için bu kadar önemli bir isim için yazılmış bir çok kitap ve makale mevcuttur. Bununla birlikte Hala Sultan Camii, türbe ve tek­kesi ile ilgili her geçen gün yeni belgelerin ortaya çıkması konuya dair araş­tırmaların canlı bir şekilde devam ettiğini bizlere göstermektedir. Görül­düğü kadarı ile de araştırmacıların Hala Sultan’a ilgisi hiç eksilmeyecektir.
Elinizdeki bu kitap Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi ile Sakarya Üni­versitesi’nin müştereken tertip ettiği Hala Sultan Sempozyumu’nda sunu­lan tebliğlerin bir kısmının bir araya getirilmesi suretiyle meydana getiril­miştir. Kısa sayılabilecek bir süre önce kurulmuş olmasına rağmen, Kıbrıs için önemli kişi, kavram ve olaylarla ilgili çalışmalar yapmayı gaye edinen Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen bu sempozyumun, ilerleyen zaman diliminde yapılacak yeni sempozyumlara öncü olması temennimizdir. Sempozyumlara Hala Sultan gibi önemli bir şahsiyetin hayatıyla başlanmasının nedeni bu büyük sahabenin maneviya­tını yaşatmanın yanı sıra Hala Sultan’ın kimliğini akademik platformda tartışmak, yeni bilgilere ulaşmaktır.
Kitapta ağırlıklı olarak Hala Sultan’a ve Kıbrıs’a yapılan ilk İslam fe­tihlerine dair yazılara yer verilmiştir. Sempozyumda bahis konusu bu ko­nuların yanı sıra Kıbrıs’ın Osmanlı dönemindeki dinı hayatına dair bazı bildiriler de sunulmuştu. Ancak kitap Hala Sultan ve dönemi ile sınırlı tu­tulduğu için bu bildirilere kitapta yer verilmemiş, yine konu olarak birbi­rine çok yakın olan bazı tebliğler de kitaba dahil edilmemiştir.
Kitaplaştırma aşamasında sempozyumda sunulan ve kitaba dahil edilen bildiriler konularına göre dört kısım halinde tasnif edilmiştir. Birinci bö­lümde İslamiyet’in erken döneminde Kıbrıs’ın fethine dair bildirilere, ikinci bölümde ise Hz. Peygamber’ in hala ve teyzelerinden bahseden bildirilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Hala Sultan’a dair. bildiriler yer almak­tadır. Son kısımda ise daha sonraki dönemlerde kaleme alınmış olmasına ragmen Hala Sultan’ın türbesi, camii ve Hala Sultan Tekkesine dair bildi­riler bulunmaktadır. Kitabın en sonuna ise Kıbrıs’ın tanınmış iki şairinin Hala Sultan ile ilgili iki güzel şiiri konulmuştur.
Sempozyumların ve bilimsel etkinliklerin asıl sahipleri birikim ve tec­rübelerini kağıda döken, söze dönüştüren ve toplumun istifadesine sunan bilim adamları ve bilginin peşinde koşan dinleyiciler ve öğrencilerdir. Bu meyanda sempozyuma bildiri sunan ilim adamlarımıza ve izleyicilerimize yürekten teşekkür ederiz.
Sempozyum sürecinde pek çok kurumun ve kıymetli meslektaşlarımı­zın yardımlarını gördük. Yardım ve desteklerinden dolayı Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’na, TC Lefkoşa Büyükelçiliği’ne, UKİD Başkanı Musa Serdar Çelebi’ye, Sakarya Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Mu­zaffer Elmas’a teşekkür ederiz. Sempozyumun sekreteryasını fedakarca yü­rüten Ayşe Derya Saraçoğlu’na da teşekkürü borç biliriz.

İsmail GÜLEÇ- Haşim ŞAHİN

Nihâyetü’l-İ’tisâmli-Ümmi Hâram

Nihâyetü’l-İ’tisâmli-Ümmi Hâram

TAKDİM

Hal tercümesi ve menakıbname gibi klasik biyografi yazımının çeşitli tür­leri başta olmak üzere, pek çok klasik metinde zikredilen ”Ashabım gök­teki yıldızlar gibidir; hangisine tabi olursanız hidayete erersiniz” hadisi, ta­rih boyunca Müslümanları, Hz. Peygamber’in kutlu ashabına hürmet ve muhabbet duymaya ve onları bir numune-i imtisal olarak kendilerine kıla­vuz edinmeye davet etmiştir. Söz konusu rivayetin bu denli sık bir şekilde metinlerimizde yer alması ise klasik kültürümüzde sahabenin rolü ve sa­habeye bakışın keyfiyeti hakkında önemli bir ipucu vermektedir. Nitekim Hz. Peygamber’in ardından İslam dini, sahabe-i güzin efeı:ıdilerimiz tara­fından muhafaza edilmiş, itikadi ve ameli vecibeler, Peygamber’ den öğre­nildiği şekliyle bizzat onlar vasıtasıyla aktarılarak bir süreklilik oluşturul­maya çalışılmıştır.
İlim ve fazilet ehli kimseler aracılığıyla devam edegelen, her kuşak ve tabakanın, kendinden öncekilerden aldığı birikim ve yükümlülüğü bir di­ğerine aktarma sürecinde, Hz. Peygamber’le aynı döneme şahitlik etme­leri, aynı eza ve cefaya ortak olmaları ve nübüvvet davasının kutlu davetine en evvel icabet etmeleri hasebiyle sahabenin yeri tartışmasız bambaşka ol­muştur. Öyle ki aralarındaki ihtilaf ve gerginliklere rağmen, ümmetin sa­habeye olan istikametli tavrı hiç değişmemiş, onlara karşı saygı ve hürmeti zedeleyecek her türlü yaklaşım ve sapmalar gerek ilmi gerekse hatabi üslup ve usullerle bertaraf edilmeye çalışılmıştır. Bu esnada dikkate alınan esas nokta ise onların örnek şahsiyetleri; farklı karakter ve mizaçlarla öne çık­malarına rağmen her fıtrata uygun birer model bırakabilmeleri olmuştur.
Sahabilerin bu kritik konumları, hem klasik hem de modern dönemde, İslam medeniyetinin tesiri altındaki havzalarda yürütülen ilmi çalışma ve teliflere de önemli ölçüde yön vermiştir. Şahsiyetlerinin ulviyeti dolayısıyla hayatları hakkında erken dönemden itibaren yazılan kitapların yanı sıra ilk asırlarda hadis ilminin bir gereği olarak kaleme alınan rical kitapları da hadis rivayetinde bulunan sahabileri çeşitli yönleriyle ele almış ve onların hatırlanmasına mukayyet bir aracı zemin oluşturmuştur. Esasında İslam medeniyetinde biyografi yazıcılığının ilerlemesinin de hadis ilminin duy­duğu teknik ihtiyaçlar neticesinde ivme kazandığını belirtmemiz gerekir. Bu sahada yazım usulünün belirleyicisi olan eserler, hep bu teknik ihtiyacı karşılayabilmek adına ortaya konmuş öncü ve kurucu metinlerdir. Hatta klasik Türk edebiyatının önemli kaynakları arasında yer alan, hüner ve ih­tisasa yönelik birer hal tercümesi hüviyetindeki şuara tezkireleri de gerek tasnif biçimi, gerekse üslup özellikleri itibariyle söz konusu kurucu metin­lerin tesirlerini bir şekilde göstermekten geri kalmamaktadır.
Her ne kadar sahabilerin hayatlarına ilişkin çalışmalar, dönemin sözlü bir kültürel ağa dayanması ile paralel olarak hızlı bir gelişim ve oluşum süreci takip eden hadis ilmi etrafında, daha erken dönemlerden itibaren başladıysa da elbette ki hal tercümelerinin yazım faaliyeti erken dönem İslam tarihi ile sınırlı kalmamıştır. Bilindiği gibi sahabenin tebliğ ve irşat faaliyetleri, dört halife döneminde hız kazanan İslam fetihleriyle genişle­meye başlayan toprakları aşmış, bazı sahabiler, o zamanlar siyasi ve ikti­sadi olarak hüküm sürülmesi düşünülemeyecek olan coğrafyalara dahi git­mek suretiyle burada İslam’ı yaymaya gayret etmişler, toplulukları hak dine tabi olmaya çağırmışlardır. Gerek harp vesilesi, gerekse müstakil yolculuk­larla mesafeler kat eden bu insanlar, gittikleri coğrafyalara henüz hayatla­rındayken önemli tesirlerde bulunmuş ve defnedildikleri mekanlar, daha sonraki dönemlerde gerçekleşen fetihlerle keşfedilerek bir bereket vesilesi olarak görülmüş ve fethin manevi boyutu olarak hafızalara kazınmıştır. Geniş coğrafyalara yayılan İslam devletlerinin hükümranlığı boyunca ke­şif ve mamur edilen bu kabirler, zamanla ziyaretgah haline gelmiş, saha­beden buralara kadar gelen zevatın hal tercümelerinin öğrenilmesi nokta­sında duyulan bilgi ihtiyacı da o bölgede vazifeli kimi müellifler tarafından telif edilen bazı risale ve hal tercümeleri ile karşılanmıştır.
Bahsedilen sürecin aynıyla yaşandığı pek çok örnekten biri de ilk İs­lam fetihleri döneminde eşiyle beraber bir denizaşırı sefere, Kıbrıs’ın fet­hine iştirak eden Ümmü Haram binti Milhan hakkında, Kıbrıs’ta görevli Osmanlı müelliflerince kaleme alınan iki hal tercümesidir. Her ikisi de XIX. yüzyılın ilk yarısında telif edilmiş olan bu hal tercümeleri; Kıbrıs Müftüsü Hasan Hilmi Efendi tarafından kaleme alınan Destebend-i Rey­han der Terceme-i Ümmü Haram binti Milhan isimli eser ile Hala Sultan Tekkesi Türbedarı Şeyh İbrahim Efendi tarafından kaleme alınan Nihaye­tü ‘l-İ’tisam li-Ümmi Haram isimli eserlerdir. Bu çalışma, tanıtılıp yayınlanan ilk metnin* ardından ikinci metni de elden geldiği nispette inceleyerek neş­retme gayesiyle hazırlanmıştır.
Takdim vesilesiyle gerek ilk, gerekse bu ikinci çalışmanın ortaya çıkma­sına giden yolu aralayan ve metinleri yayınlama konusunda teşvikte bulu­nan hocam İsmail Güleç’e; tenkitli neşre başladığım sırada eser üzerine ça­lışma yaptığını öğrendiğim, kendisine ulaştığımda ise hakkını devrettiğini ve başladığım çalışmama devam edebileceğimi nezaketle belirten Mehmet Yaşar Ertaş’a; çeşitli kaynak yönlendirmeleriyle çalışmaya katkıda bulunan hocam Bilgin Aydın’a; kütüphanesi ve ilmi imkanlarından istifade ettiğim İstanbul Araştırma ve Eğitim Vakfı mütevelli ve çalışanlarına; Arapça kay­naklara erişim hususunda yardımlarını gördüğüm mesai arkadaşım Abdul­lah Rıdvan Gökbel’e; hayırlı her çalışmada yanımda olan eşim, kızım ve ai­leme müteşekkir olduğumu beyan eder, Hala Sultan’ın muhabbet ve ebedi komşuluğuna nail eylemesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.
Hata ve noksanlarına ilişkin her türlü yapıcı eleştiriye açık olan bu mü­tevazı çalışmayı, başta Ümmü Haram validemiz olmak üzere bütün Kıb­rıs şehitlerinin aziz ruhlarına armağan ediyor, Yavru Vatan Kıbrıs’la ilgili daha nice müfit çalışmaya imza atması hususunda Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi Yayınları’na başarılar diliyorum.

Ömer Said GÜLER

Mart 2018

Bulgurlu

Kıbrıs Masalları

Kıbrıs Masalları

SUNUŞ

2017 yılı baharında, birgün Prof. Dr. Oğuz Karakartal bana  “Seni Kıbrıs kültürü için çok önemli biri ile tanıştıracağım.” dedikten sonra bana yer ve tarih bildirdi. Sözleştiğimiz yerde ve saatte Oğuz Hoca ile buluşup bir dükkana girdik. Dükkan çevresindekilere pek benzemiyordu ve içi adeta bir müze gibiydi. Meğer burası Kıbrıs Karagözü deyince akla gelen ilk ve tek isim Mehmet Ertuğ’un Büyükhan’daki odasını boşaltıp malzemelerini taşıdığı yeni dükkanı imiş ve içeride bizi bekliyormuş. Tanıştık. Hal hatır sorduktan sonra bize eserlerini gösterdi. Özellikle kendisinin hazırladığı Karagöz tasvirleri çok etkileyiciydi. Karagöz oyununun tiplerine ilave ettiği yeni tipleri, tasvirleri nasıl yaptığını, ne zamandan beri bu işle uğraştığını, bugünlere kadar nasıl geldiğini uzun uzun anlattı. Merak edenler için hemen söyleyeyim. Anlattıklarını Kıbrıs Türk Karagöz Oyunları’nda da okuyabilirsiniz.
Mehmet Ertuğ yıllarca Karagöz oyunlarını sergilemiş. Oyunlarını seyretmeye gelen çocuklara bilet olarak masal kitapları dağıtmış. Dağıtmakla da hem masalların kaybolmamasını, hem de çocukların okuma alışkanlığı kazanmasını istemiş. Kıbrıs kültürüne has bir unsuru günümüze kadar taşımış bu büyük kültür adamından çok etkilenmiştim. Bize bilet yerine dağıttığı masal kitaplarını da göstermişti. Masallarının yeniden yayınlanmasını istediğini hissettim ve kendisine masalları resimlendirerek yayınlamayı teklif ettim. Bizi kırmadı ve teklifimizi kabul etti. Biz de hemen hazırlıklara başladık. ilk olarak masalların bilgisayar ortamına aktarılması gerekiyordu. Bu işi Özge Akbaba üstlendi. Yazılar tamamlanınca her bir masalı yeniden okudum ve bazı ufak düzenlemeler yaptım. Daha sonra Neslihan Yücelşen’den masalları okumasını istedim. Beni kırmadı, okudu ve kimi yerlerini çocuğa göre yeniden düzenledi ve son halini verdikten sonra resimlemesi için Fatih M. Durmuş’a gönderdim. Bu arada Kıbrıs’taki görevim sona erdi ve Türkiye’ye döndüm.Uzun süren çalışmaların sonunda Fatih M. Durmuş resimleme çalışmalarını tamamladı ve elinizdeki eser ortaya çıkmış oldu.
Bu kitabın ortaya çıkmasını her şeyden önce Prof. Dr. Oğuz Karakartal’a borçluyuz. O beni Mehmet Ertuğ’la tanıştırmasaydı belki masallar yeniden yayınlanırdı ama bize nasip olmazdı. Kendisine çok teşekkür ederim. Masalları yazıya geçiren Özge Akbaba’ya, masalları okuyarak düzenleyen Neslihan Yücelşen’e de teşekkür ederim. Fatih M. Durmuş ise kitapları güzelleştiren isim. Onun eşsiz çizimleri masalları daha da zenginleştirdi. Kendisine müteşekkirim.
Teşekkür etmem gereken bir isim daha var. Prof. Dr. Mustafa Tümer. Ben Kıbrıs’tan ayrıldıktan sonra projeyi devam ettirdi. Masalların yayınlanması için her türlü desteği verdi. Çok teşekkür ediyorum. Bu kitabı yayınlanmakla iki amacım vardı. ilki Kıbrıs kültürü için çok önemli bir isim olan ve her türlü övgüyü ve takdiri hak eden Mehmet Ertuğ’ a güzel bir hediye vermek, ikincisi ise Kıbrıs masallarını çocuklarla buluşturmak. Gerçekleştirmiş olmayı ümid ediyorum. Sözü daha fazla uzatmadan sizi Kıbrıs masallarıyla başbaşa bırakıyorum.

İsmail GÜLEÇ

Bir Demet Reyhan

Bir Demet Reyhan

SUNUŞ
Hala Sultan’ın Kıbrıs için ne kadar önemli bir değer olduğunu buraya ge­lene kadar bilmezdim. Gelir gelmez adını duydum ve türbesini ziyaret et­mek istedim. Bir Mevlid kandilinde Din İşleri Başkanlığı’nın aldığı izinle bin kişilik bir kafile ile Larnaka’ya geçip türbeyi ziyaret edebildim. Dönüşte Hala Sultan ile ilgili bir sempozyum hazırlıklarına başladık.
Bu konuda bir tarihçiden yardım almam gerektiğini düşündüm. Sakarya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Haşim Şahin’e konuyu açtım. Onun kabul etmesiyle birlikte sempozyum için girişimde bulunduk ve programı gerçekleştirdik.
Sempozyumda Prof. Dr. M. Yaşar Ertaş tarafından Hala Sultan’ın ha­yatını anlatan bir yazma eser hakkında tanıtıcı bir bildiri sunuldu. M. Ya­şar Ertaş’a bu eseri yayınlanmak üzere hazırlamasını ve üniversite olarak yayınlayabileceğimizi söyledim. O da çok meşgul olduğunu, yakın bir ge­lecekte de hazırlamasının pek mümkün olmadığını söyledi. Kendisine yar­dım edebileceğimi söyleyip ısrar etmeme rağmen elindeki dijital kopyaları, çalışmayı hazırlamam için bana verdi.
Öteden beri Hala Sultan için bir şey yapmak isterdim. Bunu da bir fır­sat olarak gördüm. Ancak küçük bir sorunum vardı: Vakit. Onu da aşma­nın yolunu buldum. Derslerde başarılı bulduğum ve beğendiğim Ömer Said Güler’e doktara ders ödevi olarak metni verdim. Gayet güzel bir şe­kilde okuyup tenkitli metni hazırlayınca Ömer’le birlikte eseri hazırlamaya karar verdik. Sonra çalışmaya başladık. Metnin okunması tamamlandık­tan sonra günümüz Türkçesine aktarıp baş tarafına kitap hakkında bilgi­ler de ilave ettik. Ömer, metnin dizinini de hazırladı. Böylece elinizdeki bu eser meydana çıktı.
Hala Sultan’la ilgili bilgileri derli toplu olarak vermesi ve kimi tar­tışmalara müellifin de bizzat katkıda bulunması, kanaatimizce eserin en önemli yönünü teşkil etmektedir. Müellif, devrinde yapılan Hala Sultan ziyaretlerinden, daha doğrusu ziyaret adabına riayet etmeyen davranı lar­dan rahatsız olmuş olmalı ki kabir ve türbe ziyaretlerinin nasıl olması ge­rektiğine dair birtakım açıklamalarda da bulunmuş.
Kitaba Hala Sultan’ın detaylı bir biyografisini koyup koymamayı ço -düşündüm. Daha önce yazılmış çalışmaları tekrar edecektim ve bu bana gereksiz geldi. İstişareler sonucunda koymamaya karar verdim.
Bu kitabın benim için ayrıca bir önemi ve değeri var. Seneler önce Eyüp Sultan’ı anlatan Osmanlıca matbu bir risaleyi yayına hazırlamıştım. O va­kitler ne Kıbrıs vardı aklımda, ne de Hala Sultan’ı bilirdim. Cenab-ı Hak bana Hz. Peygamber’in hanelerini teşrif buyurduğu bu iki büyük sultanı, biri İstanbul’un diğeri ise Kıbrıs’ın efendisi olan iki büyük sahabiyi anlatan iki küçük risaleyi yayına hazırlamayı nasip etti. Şükürler olsun.
Bu kitabın hazırlanmasına vesile olduğu için Prof. Dr. Yaşar Ertaş’a çok teşekkür ediyorum. Yaşar Ertaş Hoca’nın verdiği nüshaların devamında bir Hala Sultan biyografisi daha var. Nasip olursa bundan hemen sonra o yaz­mayı da aynı şekilde yayınlamaya çalışacağız. Gayret bizden, tevfik Allah’tan.

İsmail GÜLEÇ

9 Temmuz 2017

Lefkoşa

Adalarda Türk-İslam Kültürü

Adalarda Türk-İslam Kültürü

SUNUŞ
1071 Malazgirt Zaferi’nin ardından AnadoluDa yerleşen milletimizin beylikler dönemin­den başlayan denizle taşıması, Rodos ve Kıbrıs’ın fethedildiği XVI. yüzyılda yeni bir bo­yut kazandı. Kara ve tatlı su toplumundan deniz toplumuna da katılışı ifade eden XV-XVI. yüzyıllarda Ege (Adalar Denizi) adalarındaki adaların, Rodos ve Kıbrıs’ın, XVII. yüzyılda da Girit’in Müslüman Türk nüfusuyla şenlendirilmesi zamanla “Adalı Müslüman-Türk tipi” ile kültürünü de şekillendirdi. Anakaradan getirdiklerini adalardaki toplum ve kültürler­den seçtikleriyle sentezleyen Ada Türkleri için, beş yüz yıllık huzurlu bir yaşantının pe­şinden XIX yüzyılın ikinci yarısından sonra sıkıntılar başladı. Ege ve Akdeniz adalarının XX. yüzyılın başlarında Osmanlı-Türk yönetiminden çıkıp özellikle Yunanistan’ın idare­sine geçmesi, ölüm, kaçış, sürgün ve mübadele yollarıyla Ada Türklerinin varlık ve kül­türlerini tehlikeye soktu, hatta kimi adalarda tükenmelerine yol açtı.
Bugün Ege ve Akdeniz adalarındaki Türk varlığıyla kültürü bir kaç adamız ile Kıb­rıs’ta sürmektedir. Adalar denizi ve Akdeniz adalarından anakaraya göçenlerin çocukları veya mübadillerin torunları son yirmi beş yıl içinde hikaye, roman ve anı kitapları yayım­ladılar. Bu uyanış ve yoğunluk kültür yaşantımıza renk kattığı gibi, Ada Türklerinin yeni­den keşfıni ve incelenmelerini gündeme getirdi. Bu gelişmeye paralel, günümüzde Ege ve Akdeniz adalarında süren, Yunanistan’ın Türkiye ile tırmandırdığı gerilimler ve Kardak adaları başta olmak üzere oldu bittiye getirmek isteği hadiseler, Ege ve Akdeniz adaları­nın hukuki durumu ile Ada Türklerinin geçmişteki ve mevcut varlıklarının, kültür, folk­lor, tarih, dil, sanat ve edebiyatlarına dair bilimsel incelemelerin artırılması ihtiyacını do­ğurduğunu görüyoruz. Bu bağlamda, Yunanistan’da çalışmalarını sürdüren benzer konulu bölüm, dernek, enstitülerin varlığı ile yapılan yayınlar ve düzenlenen toplantılar gözden çmamaktadır. Halen Rodos, İstarıköy ve Kıbrıs adalarında Türk-İslam varlığının mev­diyeti, eğitim, siyasi ve sosyo-kültürel konular başta olmak üzere bir takım sorunlarının ulunması sebebiyle KKTC’de böyle bir sempozyumun düzenlenmesine karar verilmiştir. Bu kitap bu amaç ve düşüncelerle Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesinin 16-17 Kasım – 17 tarihinde Lefkoşa’da düzenlediği Adalarda Türk-İslam Sempozyumunda sunulan bildirilerin bir kısmının bir araya getirilmesinden oluşmaktadır.Kıbrıs edebiyatı ile ilgili olan bildirileri Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi’nde yayınlamak üzere ayırdık. Kalanları da bu kitapta bir araya getirdik. Sempozyumun düzenlemesinde ve kitap haline getirilmesinde birçok kişi ve kurumun ­katkısı oldu. Sempozyum için Lefkoşa Bedestenini kullanmamıza izin veren Kıbrıs İdaresi ve onun değerli müdürü Prof. Dr. İbrahim Benter’e, yine bize salonlarını bize tahsis eden Yunus Emre Enstitüsü Lefkoşa şubesinin müdürü Hüseyin Şahin’e, sem­pozyumda açılış konuşmasını yapmak üzere teşrif eden Prof. br. Umay Günay’a, Türki­ye’den ve Kıbrıs’tan bildirileri ile katılan değerli akademisyenlerimize ve misafirlerimize çok teşekkür ederiz.
Hiç şüphesiz teşekkür etmemiz gereken bir isim ve bir kurum daha var. Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Mustafa Tümer ve çok değerli mesai arkadaşlarının katkıları olmasaydı bu sempozyum bu kadar başarılı olur muydu, emin değiliz. Prof. Dr. Mustafa Tümere ve onun şahsında Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesine çok teşekkür ederiz.
İlkini yaptığımız bu sempozyumun ikincisinin ve devamının da yapılması en büyük temennimiz. Umarız bu dileğimiz bir temenni olarak kalmaz. 

Yayına Hazırlayanlar

Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları (Cilt 1)

Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları (Cilt 1)

Önsöz
İsmail BOZKURT

Kıbrıs Türkleri olarak yaklaşık 450 yıldır bu adadayız. Türkçe de onca yıldır konuşuluyor bu adada, bu dille edebiyat yaratılıyor.
Bu sürede, aramızdan kitap yayımlayan yaklaşık 350 yazar/şair çıktı. Yaklaşık diyorum, çünkü tam sayıyı saptayamıyoruz. Hala daha yıllarca önce ya­yımlanmış ve ansızın karşımıza çıkan kitaplarla karşılaşıyoruz.
Aslında bu sayı çok daha fazladır, çünkü 350 sayısı yalnızca kitabı çıkmış olanları içerir. Oysa biliyoruz ki çok sayıda başka yazarımız/şairimiz da ürün verdi ama bu ürünleri kitaplaştıramayıp yalnızca gazete ve dergilerde yayımlayabildi. Yazdığı halde hiçbir yerde ürünleri yayımlayamayan insan­larımız olduğunu da biliyoruz ama bu gibileri saptamak olanaksız gibi! Bu gerçekler ışığında yazar/şair sayımız rahatça 500’ü aşar.
Bir ülkenin edebiyatı olduğunu söyleyebilmek için, yazınsal ürünler ve­rilmesi, yapıtlar yaratılması yetmez. Yaratıların, bilimsel çalışmalara da konu olması, edebiyat bilimi tarafından incelenmesi gerekir. Ayrıca yazınsal eleş­tiri kurumunun da oluşması koşuldur. Edebiyat bağlamında, eleştiri kurumu yaptım demekle olmuyor. Eleştiri kurumunu o ülkenin edebiyat ortamı ve özel koşulları yaratır. Oysaki yaratılan edebi eserlerin akademik çalışmalara konu olması, biraz da bu yönde çaba harcanmasına bağlıdır.
Bundan dolayıdır ki yıllarca, bağımsız olarak Kıbrıs Türk Edebiyatı ile ede­biyatçılarının konu olacağı bir sempozyum ve kapsamlı bir Kıbrıs Türk Ede­biyat Tarihi yazılmasını düşleyip hedefledim. Ben kendim de yazınsal ürün­ler yaratırken, bir yandan da Kıbrıs Türk Edebiyatı için bilimsel çalışmalar yapılması yönünde çaba harcadım. DAÜ-KAM (Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi) çalışmaları içine edebiyata da yer verilmesini sempozyumları dahil, organize ettiğim başka sempozyumlarda da konu ola­rak edebiyat da hep yer aldı.
Bu bağlamda, KIBATEK olarak, 20 yılda 30’un üzerinde uluslararası sem­pozyum düzenlerken, Kıbrıs Türk Edebiyatı konulu bildirilerin de sempoz­yum programlarında yer alması için bıkmadan, usanmadan, yorulmadan çaba harcadım. Nitekim kitaplaştırılan her KIBATEK sempozyumunda Kıb­rıs’la ilgili birkaç bildiri hep var oldu.
Sonuçta 2014 yılında Ankara’ da I.; 2016 yılında İzmir’ de II. Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları sempozyumlarını gerçekleştirebildik. İkisinde de katılım fena değildi. 5 – 6 Mart 2018 günlerinde, Lefkoşa’ da gerçekleşen sem­pozyum, bu serinin üçüncüsü oldu ve programında, Ankara ve İzmir sem­pozyumlarında sunulan toplam bildiri sayısının çok üstündeki sayıda, 67 bil­diri yer aldı. Bu kitapta da görüleceği gibi bildiriler, oldukça geniş bir yelpaze oluşturuyor ve bunlar arasında, KKTC’nin ve Türkiye’nin yanında, Azerbay­can, Bulgaristan, Gagauzyeri – Moldova, İran, Kazakistan, Özbekistan, Po­lonya ve Rusya’ dan akademisyenlerin sunduğu bildiriler de var.
Sempozyumda ana konu “Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları” idi. Ka­tılımcılar bu ana konu içinde bildiri konularını kendileri saptadılar. Bu ba­kımdan niye şu var da falan yok, ya da niye şu konu var da falan konu yok diye sorulamaz. Nitekim bazı edebiyatçılar için bir oturumu dolduracak sa­yıda bildiri varken, bazıları için yok, ama geniş bir yelpazede çok sayıda ede­biyatçımız için bildiri sundu ki bu bizi mutlu etti. .
Bu sempozyum, aslında kapsamlı bir projenin (Kıbrıs Türk Edebiyatı Araş­tırma Ve Tanıtım Projesi), bir aşamasıdır. Proje, esas olarak, (uzun yıllardır hayalim/hedefim olan) Kıbrıs Türk Edebiyat Tarihi’nin yazılmasına yönelik­tir ve kapsamlı bir Kıbrıs Türk Edebiyat Antolojisi ile Kıbrıs Türk Edebiya­tı’nda İsimler Sözlüğü’nü de içerir. Sempozyum bildirilerini kitaplaştırmış olan elinizdeki bu eser, projenin ilk somut ürünü olup Kıbrıs Türk Edebiyatı için önemli bir bilimsel kaynak olduğu kuşkusuzdur.
Kıbrıs Türk Edebiyatı Araştırma Ve Tanıtım Projesi, KISBÜ (Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi) ile Başkanı olduğum KIBATEK Vakfı’nın (Kıbrıs – Bal­kanlar – Avrasya Türk Edebiyatları Vakfı) ortak projesi olup TC Lefkoşa Büyü­kelçiliği’nin parasal desteğiyle yürütülmektedir. Proje kapsamındaki “Üçüncü Uluslararası KIBATEK Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları Sempozyumu” ise, KISBÜ (Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi), KIBATEK Vakfı, KIBATEK Kurumu, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Merkezi ve KITED (Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları Derneği) işbirliğinde gerçekleştirilmiştir. Başta proje ortağımız KISBÜ ve Sayın Rektörü Prof. Dr. Mustafa Tümer, projeyi birlikte başlattığımız eski Rektör Prof. Dr. İsmail Güleç, ilgili KISBÜ personeli ile asistanım Nihal Ağan Solak’a, KIBATEK ile KITED’teki mesai arkadaşlarıma, sempozyum ortaklarımız ile organizasyonda katkısı olan her­kese, tüm katılımcılara, sempozyumumuza katılarak bizi onurlandıran KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı, TC Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Derya Kanbay, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Sayın Cemal Özyiğit’e teşek­kür etmek isterim.
Bu sempozyum bildirileri kitabından sonra, en kısa zamanda, projemizde yer alan Kıbrıs Türk Edebiyat Tarihi’ni, Kıbrıs Türk Edebiyat Antolojisi’ni ve Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda İsimler Sözlüğü’nü yayın dünyamıza ve Kıbrıs Türk Halkı’nın toplumsal belleğine kazandırmak, boynumuza borçtur.
Dördüncü “Uluslararası KIBATEK Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçı­ları Sempozyumu”nda buluşmak umuduyla …

Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları (Cilt 2)

Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları (Cilt 2)

Önsöz
İsmail BOZKURT

Kıbrıs Türkleri olarak yaklaşık 450 yıldır bu adadayız. Türkçe de onca yıl­dır konuşuluyor bu adada, bu dille edebiyat yaratılıyor.
Bu sürede, aramızdan kitap yayımlayan yaklaşık 350 yazar/şair çıktı. Yak­laşık diyorum, çünkü tam sayıyı saptayamıyoruz. Hala daha yıllarca önce ya­yımlanmış ve ansızın karşımıza çıkan kitaplarla karşılaşıyoruz.
Aslında bu sayı çok daha fazladır, çünkü 350 sayısı yalnızca kitabı çık­mış olanları içerir. Oysa biliyoruz ki çok sayıda başka yazarımız/şairimiz da ürün verdi ama bu ürünleri kitaplaştıramayıp yalnızca gazete ve dergilerde yayımlayabildi. Yazdığı halde hiçbir yerde ürünleri yayımlayamayan insan­larımız olduğunu da biliyoruz ama bu gibileri saptamak olanaksız gibi! Bu gerçekler ışığında yazar/şair sayımız rahatça 500’ü aşar.
Bir ülkenin edebiyatı olduğunu söyleyebilmek için, yazınsal ürünler ve­rilmesi, yapıtlar yaratılması yetmez. Yaratıların, bilimsel çalışmalara da konu olması, edebiyat bilimi tarafından incelenmesi gerekir. Ayrıca yazınsal eleş­tiri kurumunun da oluşması koşuldur. Edebiyat bağlamında, eleştiri kurumu yaptım demekle olmuyor. Eleştiri kurumunu o ülkenin edebiyat ortamı ve özel koşulları yaratır. Oysaki yaratılan edebi eserlerin akademik çalışmalara konu olması, biraz da bu yönde çaba harcanmasına bağlıdır.
Bundan dolayıdır ki yıllarca, bağımsız olarak Kıbrıs Türk Edebiyatı ile ede­biyatçılarının konu olacağı bir sempozyum ve kapsamlı bir Kıbrıs Türk Ede­biyat Tarihi yazılmasını düşleyip hedefledim. Ben kendim de yazınsal ürün­ler yaratırken, bir yandan da Kıbrıs Türk Edebiyatı için bilimsel çalışmalar yapılması yönünde çaba harcadım. DAÜ-KAM (Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi) çalışmaları içine edebiyata da yer verilmesini sempozyumları dahil, organize ettiğim başka sempozyumlarda da konu ola­rak edebiyat da hep yer aldı.
Bu bağlamda, KIBATEK olarak, 20 yılda 30’un üzerinde uluslararası sem­pozyum düzenlerken, Kıbrıs Türk Edebiyatı konulu bildirilerin de sempoz­yum programlarında yer alması için bıkmadan, usanmadan, yorulmadan çaba harcadım. Nitekim kitaplaştırılan her KIBATEK sempozyumunda Kıb­rıs’la ilgili birkaç bildiri hep var oldu.
Sonuçta 2014 yılında Ankara’ da I.; 2016 yılında İzmir’ de II. Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları sempozyumlarını gerçekleştirebildik. İkisinde de katılım fena değildi. 5 – 6 Mart 2018 günlerinde, Lefkoşa’ da gerçekleşen sem­pozyum, bu serinin üçüncüsü oldu ve programında, Ankara ve İzmir sem­pozyumlarında sunulan toplam bildiri sayısının çok üstündeki sayıda, 67 bil­diri yer aldı. Bu kitapta da görüleceği gibi bildiriler, oldukça geniş bir yelpaze oluşturuyor ve bunlar arasında, KKTC’nin ve Türkiye’nin yanında, Azerbay­can, Bulgaristan, Gagauzyeri – Moldova, İran, Kazakistan, Özbekistan, Po­lonya ve Rusya’ dan akademisyenlerin sunduğu bildiriler de var.
Sempozyumda ana konu “Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları” idi. Ka­tılımcılar bu ana konu içinde bildiri konularını kendileri saptadılar. Bu ba­kımdan niye şu var da falan yok, ya da niye şu konu var da falan konu yok diye sorulamaz. Nitekim bazı edebiyatçılar için bir oturumu dolduracak sa­yıda bildiri varken, bazıları için yok, ama geniş bir yelpazede çok sayıda ede­biyatçımız için bildiri sundu ki bu bizi mutlu etti. .
Bu sempozyum, aslında kapsamlı bir projenin (Kıbrıs Türk Edebiyatı Araş­tırma Ve Tanıtım Projesi), bir aşamasıdır. Proje, esas olarak, (uzun yıllardır hayalim/hedefim olan) Kıbrıs Türk Edebiyat Tarihi’nin yazılmasına yönelik­tir ve kapsamlı bir Kıbrıs Türk Edebiyat Antolojisi ile Kıbrıs Türk Edebiya­tı’nda İsimler Sözlüğü’nü de içerir. Sempozyum bildirilerini kitaplaştırmış olan elinizdeki bu eser, projenin ilk somut ürünü olup Kıbrıs Türk Edebiyatı için önemli bir bilimsel kaynak olduğu kuşkusuzdur.
Kıbrıs Türk Edebiyatı Araştırma Ve Tanıtım Projesi, KISBÜ (Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi) ile Başkanı olduğum KIBATEK Vakfı’nın (Kıbrıs – Bal­kanlar – Avrasya Türk Edebiyatları Vakfı) ortak projesi olup TC Lefkoşa Büyü­kelçiliği’nin parasal desteğiyle yürütülmektedir. Proje kapsamındaki “Üçüncü Uluslararası KIBATEK Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları Sempozyumu” ise, KISBÜ (Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi), KIBATEK Vakfı, KIBATEK Kurumu, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Merkezi ve KITED (Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçıları Derneği) işbirliğinde gerçekleştirilmiştir. Başta proje ortağımız KISBÜ ve Sayın Rektörü Prof. Dr. Mustafa Tümer, projeyi birlikte başlattığımız eski Rektör Prof. Dr. İsmail Güleç, ilgili KISBÜ personeli ile asistanım Nihal Ağan Solak’a, KIBATEK ile KITED’teki mesai arkadaşlarıma, sempozyum ortaklarımız ile organizasyonda katkısı olan her­kese, tüm katılımcılara, sempozyumumuza katılarak bizi onurlandıran KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı, TC Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Derya Kanbay, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Sayın Cemal Özyiğit’e teşek­kür etmek isterim.
Bu sempozyum bildirileri kitabından sonra, en kısa zamanda, projemizde yer alan Kıbrıs Türk Edebiyat Tarihi’ni, Kıbrıs Türk Edebiyat Antolojisi’ni ve Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda İsimler Sözlüğü’nü yayın dünyamıza ve Kıbrıs Türk Halkı’nın toplumsal belleğine kazandırmak, boynumuza borçtur.
Dördüncü “Uluslararası KIBATEK Kıbrıs Türk Edebiyatı ve Edebiyatçı­ları Sempozyumu”nda buluşmak umuduyla …

Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi (Sayı 1)

Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi (Sayı 1)

 

Başlarken…

Kıbrıs’a geldiğimden beri aklımda olan işlerden biri de bir dergi çıkarmaktı.
Yeni kurulan bir üniversite olduğumuz için birçok eksiğimiz vardı ve sıra
bir türlü dergiye gelememişti.
İşler biraz düzene girmeye başlayınca sıra dergiye de geldi. İlk olarak konu
ile ilgisi olduğunu düşündüğüm bu işe gönül vermiş olan araştırmacılarla
bir araya gelmek istedim. İsimlerini yayın kurulunda da gördüğünüz Harid
Fedai, İsmail Bozkurt, Prof. Dr. Oğuz Karakartal, Prof. Dr. Mustafa Tümer,
Doç. Dr. İhsan Tayhani, Doç. Dr. Osman Erciyes, Dr. Seyit Özkutlu ile bu yılın
başında ilk toplantımızı yaptık. Derginin adı, yılda kaç sayı olacağı, içeriği,
misyonu ve vizyonunu konuştuktan sonra ilk sayısını Mayıs gibi çıkarmak
üzere mutabık kaldık.
Çok şükür, her şey planlandığı gibi gitti ve Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri
Dergisi’nin ilk sayısını yayınladığını görmek nasip oldu.Yukarıda isimlerini
saydığım değerli hocalarıma ayrı ayrı teşekkür ederim. Bu sayıda beş
araştırma, iki belge ve iki kitap tanıtma yazısı yer alıyor. Harid Fedai makalesinde
Hilmi Efendi’nin İstanbul’da geçen günlerini irdeliyor. Bayram Ali
Kaya Lefkoşa Mevlevihânesi’nin şair şeyhlerinden Siyahî Dede’nin şiirlerini
değerlendirdiği yazısı yer alıyor. Oğuz Karakartal, bugünde hâlâ geçerliğini
koruyan, bize tarihin tekerrürden ibaret olduğunu gösteren yazısı Dr. Hâfız
Cemal’in hazırladığı istikbal programını konu edinen makalesi takip ediyor.
İhsan Tayhani ise KKTC için çok önemli bir ismi, Osman Örek’in aydın kişiliği
üzerinde durduğu makalesinin ardından Zeki Akçam ve Ayşegül Akçam’ın
son yıllarda tartışma konusu olan Apostolos Andreas Manastırı’ndaki
Urve b. Sabit’in mezarının nasıl ortadan kaldırılmaya çalışıldığını belgelerle
gösteriyor bize.
Dergimizin bugün sadece koleksiyonerlerin özel kitaplıklarında bulunan
belgeleri yayınlayacağımız bölümünde 1. Dünya Savaşı’nda esir edilip
Kıbrıs’a getirilen ve şehit olan Türk askerlerin kampın İngiliz kumandanı

tarafından hazırlanan rapor yer alıyor. Onu Lapta Haydarpaşazade Cami avlusunda
bulunan Mesut Ağa’nın mezar taşında yazılı tarihin okunuşu yer alıyor.
Son bölümde ise Kıbrıs ile ilgili yayınlanan iki önemli kitabın tanıtım
yazıları yer alıyor.
Sizi dergi ile baş başa bırakırken yazarlarımıza, hakemlerimize, yayın ve
bilim kurulumuzda yer alan değerli meslektaşlarıma teşekkür ederim.

Prof. Dr. İsmail GÜLEÇ

http://dergipark.gov.tr/kaid/issue/29553

Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi (Sayı 2)

Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi (Sayı 2)

Sunuş …

İlk sayısı 2107 Mayıs ayında yayınlanan Kıbrıs Araştırmaları Dergisinin ikinci sa­yısını yayınlamanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Bu sayıda Adalarda Türk-İslam Sempozyıımunda sunulan Kıbrıs edebiyatı ve Hilıni Efendi ile ilgili bildiriler ile Kıbrıs sorunu ile ilgili toplam yedi makale yer alıyor. Bun­lardan dördü klasik edebiyat, ikisi yeni edebiyat ve biri tarihi biri günümüz Kıbrıs’ının sorunları üzerine olmak üzere iki tarih yazısı ile tamamlanmış oluyor.
Dilek Batıislam makalesinde Aşık Kenzi’nin elifnamaleri üzerind duruyor. İsmail Güleç Müftü Hilmi Efendi’nin şairliğini kendi şiirleri üzerinden değerlendiriyor. Oğuz Karakartal ise çok özgün bir konuyu işliyor. O da Hilmi Efendi’nin adalılara has özellik­lerini eserlerinden ve hayatından örnekler vererek göstermeye çalışıyor. Yunus Kaplan Harid Fedai’nin yarım bıraktığı bir işi tamamlıyor. Müftü Hilmi Efendi’nin daha önce yayınlanmamış şiirlerinden bizi haberdar ediyor. Hüseyin Ezilmez, Özkar Yaşının Kıb­rıs’ın fethini konu edinen piyesini yorumluyor. Meral Demiryütek ise Taner Baybars’ı daha yakından tanımamıza yarayacak bilgiler sunuyor. Böylece Kıbrıs edebiyatı için iki önemli insanı ve eserlerini yakından tanımış oluyoruz.
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak Ulvi Keser ve Gökhan Ak deniz hukuku bağlamında yapılması gerekenleri irdeliyorlar. Ali Satan ise günümüze ışık tutacak bir konuyu, birinci dünya savaşı sonrası Osmanlılar ile İngilizlerin görüşmelerine dikkatlerimizi çekiyor.
Derginin ilk sayısının ilk yazısı Harid Fedai’ye aitti. O şimde ebedi istirahatgahında uyıırken biz onu özlemle anıyoruz ve onun Kıbrıs kültürü ve edebiyatı için ne kadar büyük işler yaptığını daha iyi anlıyoruz ve bıraktığı boşluğu derin bir şekilde hissedi­yoruz. Mekanı cennet olsun.
Sizi dergi ile baş başa bırakırken yazarlarımıza, hakemlerimize, yayın ve bilim ku­rulumuzda yer alan değerli meslektaşlarıma teşekkür ederim.

Yayın Kurulu

http://dergipark.gov.tr/kaid/issue/35246

Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi (Sayı 3)

Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi (Sayı 3)

Sunuş…

KKTC Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi olarak, Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri dergimizin üçüncü sayısıyla karşınızda olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
2017 yılında yayımlamaya başlayan dergimizin bu sayısında, dört araştırma, bir belge ve iki kitap tanıtımı yer alıyor. Zihniye Okray makalesinde, Kıbrıs Türklerinin ulusal kimliklerini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki anıtlar üzerinden değerlendiriyor. Süleyman Özmen, Kıbrıs Türklerinin kökenini, kültürel özelliklerini ele alıyor. Osman Yıldız, Kıbrıs Türk resminin önde gelen isimlerinden Cevdet Hüseyin Çağdaş’ı ve eserlerini bizlere tanıtıyor. Nebiye Konuk, Kıbrıs Türklerinin göçmenlere ilişkin görüşlerini analiz ediyor.
Dergimize özel koleksiyonuyla katkı sağlayan Oğuz Karakartal, 1916 tarihli Lefkoşa Ayasofya Sıbyan Mektebi “Aferin Belgesi”ni bizlerle paylaşıyor. Son bölümde ise, KKTC Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi yayımı iki yeni kitabın tanıtım yazıları bulunuyor. Birinde Nihal Solak, yaşayan son Kıbrıs Türk Karagöz ustası Mehmet Ertuğ’un derlediği Kıbrıs Masalları kitabını, diğerinde ise İlker Demirci, İsmail Güleç’in kaleminden çıkan Kıbrıs’ın Manevi Atlası kitabı değerlendiriyor.
Dergimizin üçüncü sayısını sizlere takdim ederken, KISBÜ Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi’nin çıkmasını sağlayan Prof. Dr. İsmail Güleç ile KISBÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Tümer’e, yazarlarımıza, yayın ve hakem kurulunda yer almak nezaketini gösteren kıymetli hocalarımıza, çalışmalarımızda benden ve üniversitemizden desteğini esirgemeyen Prof. Dr. Oğuz Karakartal’a teşekkürü bir borç biliyorum.
Kıbrıs Araştırmaları ve İncelemeleri Dergisi ‘nin, Kıbrıs Türk-İslam kültürü araştırmalarına katkı sağlaması temennisiyle, tüm okurlarımıza en derin saygılarımı sunuyorum.

Dergi Editörü
Nihal SOLAK

http://dergipark.gov.tr/kaid/issue/38240

BİZ SİZE ULAŞALIM

Mesajınızı Bırakın, Biz Size Ulaşalım!

X
BİZ SİZE ULAŞALIM